
Dünyevî bir zaruret olmaksızın konuşulması caiz olmayan herhangi bir sözü dinlemek kulak âfetlerindendir. Helak olma korkusu, hakkını almak ve hayatını kazanmak gibi dünyevî zaruretler olduğunda konuşulması caiz olmayan şeyleri dinlemekte bir beis yoktur. Veyahut bir vecibeyi yerine getirmek veya bir cenazeyi teşyi’ etmek gibi bir sünneti îfâ ederken yanında sesli ağlayan bir kadın bulunursa, burada dinî bir zaruret olduğu için dinlemek caiz görülmüştür. Tatarhâniyye’de deniliyor ki: "Tegannî (şarkı ve türkü söylemek) ve bunu dinlemek haramdır. Âlimler bu hususta aynı görüşe sahip olup hürmetinde bir hayli ileri gitmişlerdir." Kâdîhan, Peygamber (s.a.v)’den yaptığı rivayete dayanarak diyor ki: "Çalgı âletlerini dinlemek günâhtır, o gibi yerlerde oturmak dînin yasak ettiği şeyleri işlemektir, onlardan zevk almak küfürdür", ama bu zahirî mânasına göre değil, tehdit yollu söylenilmiştir. Ansızın çalgı ve benzeri şeyleri dinleyene bir günâh yoktur. Ama dinlememek için bütün gayretini sarfetmelidir. Nitekim Resûlullâh (s.a.v)’in dinlememek için parmaklarını kulağına tıkadığı rivayet yoluyla anlaşılmıştır. Zarurî bir hâl yokken çalgı âletlerini dinlemek de kulak âfetlerinden biridir. Ancak ticaret, savaş ve hac gibi hallerde kaçınılması mümkün olmadığında dinlemekte bir beis yoktur. Şarkı, türkü gibi nahoş bir hava bulunan davete icabet etmek böyle değildir. Zira onda zarurî bir hâl yoktur. Davet sahibi günâh irtikâb ettiği için icabete müstahik olmamıştır. Bu bakımdan böyle bir davete gitmek sünnet olmak şöyle dursun haramdır. Dinleyen, söyleyene günâhta ortak olur. (Birgivi, Tarikatü’l-Muhammediyye,s.422-423)